bilimkurgu kulubu
Bilimkurgu Kulübü logo
Dizi

Tarih: 16 Ekim 2017 | Yazar: Ufuk Cem Çakır

0

Gene Roddenberry’nin Gelecek Vizyonu

Bilimkurgu, kabul etmesi kimileri için üzücü olsa da, genelde gelecekle ilgili kasvetli bir bakış açısına sahiptir. Hatta bilimkurgunun en müthiş eserleri aynı zamanda en cesaret kırıcı ve en distopik olanlarıdır. Bütün bunlara rağmen, bir umut ışığı olan ve insanları daha aydınlık bir geleceğe yönlendiren bir yapıt var: Star Trek.

Star Trek serisi, özellikle Star Trek ve Star Trek: The Next Generation, insanlığın ulaşabileceği en iyi ve en güzel noktaları özetliyor demek yanlış olmaz. Star Trek, aşılamaz gibi görünen durumlarla karşılaşsalar da eylemlerinin sonuçlarına katlanarak doğru ve ahlaki kararı verebilen karakterle doludur. Bu tabii ki de bir tesadüf değil, ileri görüşlülüğe sahip bir adamın fikirlerini ekrana aktarması olayıdır. İkinci Dünya Savaşı’nda bir bombacı pilot olarak görev alan Gene Roddenberry orada hiç şüphesiz insanlığın en kötü yanını görmüştü. Buradaki tecrübelerinin insanlığın geleceği ile ilgili fikirlerini kafasında netleştirmesine yardımcı olduğunu söylemek yanlış bir çıkarım olmaz.

Gene Roddenberry

Star Trek ilk yayımlandığında, farklı bir yapımdı. Evet, zamanındaki diğer bilimkurgularla birçok yönden benzeşiyordu ama insanlığın idealize edilmiş bir versiyonunu sunuyordu. Çeşitli ırk ve milletten insanı barındırıyordu; bir Asyalı, siyahi bir kadın ve bir Rus (karakter olarak). Hepsi uyum içinde çalışıyordu. 2017’de bu büyük bir başarı gibi görünmeyebilir ama Star Trek yayımlandığında yıl 1966 idi. Hem Soğuk Savaş hem de İnsan Hakları Hareketi doruklarındaydı. İnsanlar sürekli maruz kaldıkları kavgadan ve şiddetten her hafta Star Trek sayesinde altmış dakikalığına uzaklaşıyordu. Bu altmış dakikada insanlar ırkın, cinsiyetin veya bizi farklılaştıran herhangi bir özelliğin önem arz etmediği, insanlığın birlik olduğu, hatta karşılaştıkları uzaylıları bile bu birliğe katmaya çalıştığı bir dünyaya yolculuk ediyordu.

Roddenberry yalnızca herkesin eşit olduğu bir dünya sunmak için elinden geleni yapmıyordu, aynı zamanda izleyicilerinin günlük hayatta karşılaştığı sorunları eserine yedirmeye çalışıyordu. Bir ahlak öğretisi misali insanlara kafalarına vura vura bir şeyler anlatmaya uğraşmaktansa, düşüncelerini insanların hoşuna giden bir hikayeye sarıp veriyordu; böylelikle hem izleyiciler hem de medya sosyal mesaj bombardımanına tutulmamış oluyorlardı. Aslında birçok insan, belirli bir düzeyde, şovun bu tavrının farkındaydı ancak o kadar iyimser bir şekilde sunuluyordu ki, katılmamak elde değildi. Çoğunlukla, Atılgan tayfasının araya girmesiyle uzaylılar hem mağdur hem suçlu olarak gösteriliyordu. Bunun ardındaki fikir de insanların uzaylıların işlerine doğrudan karışmaması gerektiğiydi, bunun yerine hikaye insanlara ve onların yapabileceklerine odaklanıyordu. Bu tarz bir düşünce şekli insanları eninde sonunda değişmeye ve harekete geçmeye teşvik ediyordu. Roddenberry zor ve uzun bir oyun oynuyordu.

Gene Roddenberry.

Roddenberry’nin gelecek vizyonunu sayısız diğer bilimkurgudan ayıran bir diğer ve belki de en önemli şey de Star Trek’in karakterlerinin birer kaşif olmalarıydı. Evet, daha önce de böyle karakterlere sahip eserler üretilmişti (2001: Bir Uzay Macerası örneğin) ama hiçbiri Star Trek’in episodik yapısına sahip değildi ve muhtemelen hiçbiri bu konu üzerinde Star Trek kadar durmamıştı. Her bölüm şimdi popüler olan şu alıntıyla başlardı:

“Uzay, son sınır. Bunlar yıldız gemisi Atılgan’ın seyahatleridir. Beş yıllık görevi: yeni tuhaf dünyaları keşfetmek, yeni hayat ve yeni uygarlıklar aramak, daha önce hiçbir insanın gitmediği yerlere cesurca gitmektir.”

Bu sözler her ne kadar basit bir uzay heyecanını belirtse de, bu kadarla bitmiyor, aynı zamanda Roddenberry’nin hayata bakışını özetliyor. Bu, kelime seçimlerine bakarak da anlaşılabilir. Aramak ve keşfetmek, bunlar askeri bir organizasyonun kullanacağı kelimeler değildir, aksine amacı ilerlemek ve bilgisinin sınırlarını geliştirmek olan bir topluluğun felsefesidir. Atılgan ve Federasyon’a bağlı olan diğer tüm gemiler insanlığın iyiliği için çalışmaya hevesli bilim insanlarıyla doludur.

Gene Roddenberry

Son olarak, Federasyon‘dan bahsetmek gerekir. Birleşmiş Milletler’e çok benzer, ancak ondan çok daha iyi çalışır. Federasyon tek bir türün sorunlarının çözüldüğü bir yer değil de birçok farklı canlı türünün ortak bir amaç uğruna çalıştığı bir topluluktur. Daha iyisi, insanlık bu topluluğun sadece bir üyesi değil, aynı zamanda kurucu ve ateşleyici gücüdür. Klingonlar ve Romulanlar gibi düşmanları olsa da, Federasyon onlara barışçı bir şekilde yaklaşır ve hatta onların bir gün tehdit değil de Federasyon’un bir parçası olacağı umudunu taşır. Roddenberry insanlığın önemsiz farklarını ve çatışmalarını bir kenara bırakıp galaksinin politik ve kültürel sorunlarıyla uğraşan öncü tür olduğu bir gelecek çizer. İnsanlığın, diğer zeki canlı türleriyle bir olup evreni daha iyi bir yer haline getirmeye çalıştığı bir gelecekten daha iyi ne olabilir ki?

Serinin, 1991’deki ölümünden sonra yaratıcısı Roddenberry’nin asıl hedeflerinden saptığı zamanlar da oldu. Star Trek: Deep Space Nine bunun iyi örneklerinden biridir. Her ne kadar seriye bir derinlik katsa da, filmin yapımcıları Star Trek’i Star Trek yapan şeyden uzaklaştılar. Star Trek, dış dünya ne kadar kötü ve umutsuz görünürse görünsün, yolun sonunda daima bir ışık olduğunu ve insanlığın hep daha iyisine gidebileceğini vurgular…

Kaynak

Etiketler: Atılgan, Federasyon, Gene Roddenberry, Star Trek, Star Trek: Deep Space Nine, Star Trek: The Next Generation, Uzay Yolu


Yazar Hakkında

Ufuk Cem Çakır polymath



Facebook Yorumları

Yorum